26 Ekim 2025 Pazar
DİĞER SAYFA HABERLERİNDEN
Otobüs sefer saatleri... | Rize de Çay geliri... | Tarım Hakkında bilgiler |
Rize Tanıtım Video | Likapanın Önemi | Arıların Hayatı... |
23 Ekim 2025 Perşembe
Çaylarr
ÇAY VE ÇAYKUR'UN TARİHÇESİ
1- Tekel Genel Müdürlüğünce yürütülen çay yetiştirme, alım, işleme ve satış işlemleri sektörün gelişip büyümesi üzerine; 440 sayılı “İktisadi Devlet Teşekkülleri, Müesseseleri ve İştirakleri Hakkında Kanun”a dayanılarak 06.12.1971 tarih ve 1497 Sayılı “Çay Kurumu Kanunu” çıkarılmıştır. (18.12.1971 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.) Bu kanun ile Çay Kurumu tüzel kişiliğe haiz, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülü(İDT) olarak kurulmuştur. İlgili olduğu Bakanlık Gümrük ve Tekel Bakanlığıdır. Bu kanun ile Tekel’e verilen tüm yetkiler, tarım, üretim ve pazarlama dahil tüm faaliyetler Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. 01.03.1973 tarihinden itibaren Çay Kurumu Genel Müdürlüğü adı altında faaliyete geçmiştir. Bu kanunun geçici 4. maddesi ile kanunun yürürlüğe girmesinden önce Tarım Bakanlığında kayıtlı olan çay bahçelerine bu kurumca hazırlanan ruhsatlar verildi. Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce kayıt dışı olan çay bahçelerine de tesisi kredisi verilmemek kaydıyla ruhsatname verildi. Bu madde ile 100.000 dekar olduğu tahmin edilen ruhsatsız alanlara da ruhsat verilmek kaydı ile toplam çaylık alan 400.000 dekara ulaşmıştır.
2- 1983 yılında çıkarılan 2929 sayılı kanuna dayanılarak 10.10.1983 tarih ve 112 sayılı KHK ile Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü(Çay-Kur) adında tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu(KİK) olmuştur.(28.10.1983 tarih ve 18205 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.) Bu kanun 233 sayılı KHK ile tadil edilmiştir.( 14.12.1983 tarih ve 18435 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
3- 18.12.1983 tarih ve 178 sayılı KHK ile kurulan Maliye ve Gümrük Bakanlığının Bağlı ve İlgili Kuruluşlar Dairesi Başkanlığının ilgili kuruluşu olmuştur.
4- 1984 yılına kadar devlet tekeli altında sürdürülen çay işletmeciliği 04.12.1984 tarih ve 3092 sayılı “Çay Kanunu” ile serbest bırakılmıştır. Kanunun 1. maddesinde; gerçek ve tüzel kişilerin yaş çay işleme ve paketleme fabrikaları kurup işletebilecekleri, ihtiyaçları olan yaş çay yaprağını doğrudan üreticilerden satın alabilecekleri belirtilmiştir. Aynı kanunun 3. maddesiyle de 3788, 4223 ve 6133 sayılı Kanunların çayla ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
5- Maliye Bakanlığının ilgili kuruluşu olarak faaliyet gösteren Çay-Kur Genel Müdürlüğü, 3046 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca Başbakanlığa ilgilendirilmiştir. İlgili olduğu Bakanlığın değiştirilmesi ile ilgili karar Resmi Gazetenin 14.10.1993 tarih ve 21728 sayılı nüshasında yayımlanmıştır.
6- Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 35. maddesine göre Kuruluşumuz İktisadi Devlet Teşekkülü(İDT) olmuştur.(27.11.1994 tarih ve 22124 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
7- Teşekkülümüz 3046 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca 12.01.1999 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığının ilgili kuruluşu olmuştur.(13.01.1999 tarih ve 23582 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
8- Teşekkülümüz 3046 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca 28.05.1999 tarihinde Başbakanlığının ilgili kuruluşu olmuştur.(28.05.1999 tarih ve 23708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
9- Teşekkülümüz 3046 sayılı Yasanın 4060 sayılı Yasayla değişik 4. ve 3313 sayılı Yasayla değişik 10. maddeleri uyarınca 26 Kasım 2002 tarihinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ilgili kuruluşu olmuştur.(27.11.2002 tarih ve 24949 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
- Çay, nem ve harici kokulardan etkilenmeyecek şekilde kapalı ambalajda muhafaza edilmeli.
- Demlemede kireçsiz su ve porselen demlik tercih edilmeli.
- Temiz demlik içine beher bardak için bir çay kaşığı dolusu çay konularak ılık su ile yıkanmalı.
- Demliğe, çaydanlıkta kaynamakta olan sudan konulmalı.
- Çaydanlıkta kaynar suyun ateşi kısılarak demlik çaydanlığın üzerine oturtulmalı ve dem kaynatılmamalı.
- Çayın demlenme süresi 10-15 dakika olmalı ve demlenen çay yarım saat içinde içilmelidir
Archives of Dermatology Amerikalı araştırmacılar, yeşil çayın, meme ve prostat kanseri gibi cilt kanserini de önlediğini açıkladı. Case Western Üniversitesinde fareler üzerinde yapılan araştırmalarda, yeşil çayın içinde bulunan "poliphenols" adındaki maddenin, cilt kanserini önlediği tespit edildi. "Poliphenols"un, kanser tümörleri etrafında tümörleri besleyen kılcal damarların oluşmasını önleyen ve kanser hücrelerini öldüren madde olduğu, daha önce yapılan araştırmalarda belirlenmişti. Yeşil çayın günde dört bardak içilmesinin bazı kanser türlerinin oluşmasını önleyebildiğini kaydeden araştırmacılar, yeşil çayın cilde sürülmesi ile de, cilt kanserine karşı koruyucu bir tabakanın oluşturulabildiğini belirttiler. Farelerde yapılan araştırmalarda, cilde sürülen yeşil çayın, ultraviyole ışınlarının etkisini azaltarak ciltte aşırı yanma ve su kabarcıkları oluşmasını önlediği belirlendi. Araştırmacı Santosh Katiyar, yeşil çayın kanser hastaları için "tedavi yöntemi olmadığını fakat sağlıklı insanların kullanması ile kanser riskini önlediğini" belirtti. Araştırmacılar, yeşil çayın bir-iki günde etkisini göstermediğini, insanların yeşil çay içmeyi alışkanlık haline getirmeleriyle yaşam boyu faydasını görebileceklerini kaydediyorlar ve ciltlerine yeşil çay süren insanların yine de uzun zaman güneş altında kalmaktan sakınmaları gerektiğini, cilt kanserini önlemenin en iyi yolunun, ultraviyole ışınlarının etkisinden korunmak olduğuna dikkat çekiyorlar.
Kaynak:Ziraat odas
Karadeniz Bölgesi’nde çay ekiminin başlangıç tarihine ışık tutacak 100 yıllık fotoğraflar ortaya çıktı. İSTANBUL - MÖ 2700 yılında Çin’de varlığı bilinen ve asırlarca tıbbi amaçlarla kullanılan çay bitkisi, MS 3. yüzyıldan itibaren günlük içecek olarak kullanılmış, 1824 yılında Burma ve Assam, 1826’da İngilizler tarafından Seylan’da geniş çaplı üretimine başlanmıştı. 1610 yılından itibaren Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (The Dutch East India Company) tarafından Çin’den Avrupa’ya, 1669 yılında İngiliz Doğu Hindistan Şirketi (English East India Company) tarafından Londra’ya taşınmaya başlayan bitkinin ekim alanı, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Gürcistan, Sumatra, İran’a, hatta çayın anavatanı olan Asya’nın dışında Afrika’da Malawi, Uganda, Kenya, Kongo, Tanzanya, Mozambik, Güney Amerika’da Arjantin, Brezilya, Peru ve Avustralya’da Queensland civarına dek yayılmıştı. Bilindiği gibi Doğu Karadeniz bölgesinde çay ekim alanları Trabzon’un Araklı ilçesinden başlayarak doğu sınırındaki Sarp köyüne, oradan Gürcistan içlerine kadar uzanarak devam etmekteyse de çay bitkisinin bölgeye ilk olarak hangi dönemde ve kimler tarafından getirildiğine dair bilinenler söylencelerden ibaretti. 1. Dünya savaşı öncesinde Batum ve kuzeyinde yeralan Çakva taraflarında çalışmış Karadenizli köylülerin memleketlerine dönerken bu bitkinin tohumlarını beraberinde getirerek bahçesinde yetiştirmiş olabileceğini Karadeniz Ansiklopedisinde ilgili makalemde belirtmiştim. Rus fotoğraf sanatının öncülerinden Sergey Prokudin Gorsky (1863-1944) tarafından 1. Dünya savaşı öncesinde muhtemelen 1905-1915 yılları arasında çekilen sanatçının Gorskii koleksiyonunda ve Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi’nde sonradan renklendirilmiş kopyaları bulunan 3 fotoğraf, sözlü tarihin konusu olarak kalmaya mahkum kaldığı sanılan çay ekiminin başlangıcı tartışmasını aydınlatıyor. Fotoğrafların ikisinde Gürcülerin Berdzeni olarak adlandırdığı ve çoğu Gümüşhane-Trabzon göçmeni olan Karadenizli Rum kadınların yeni ekildiği belli olan çaylıklar arasında çalıştığı anlaşılıyor. Karadenizli kadınlar, “fota” olarak da adlandırılan, bellerine doladıkları renk renk peştemalleri ve başlarında yeralan yazma ve keşanlarıyla o dönem Gürcistan’ında yaşayan Gürcü, Abhaz, Megrel, Türkmen, Ermeni, Yahudi ve Rus kadınlarından kolayca ayırt edilebiliyorlar. Geleneksel giyimlerine sadık kalan kadınların aksine çocuklarının ve sırtında sepet taşıyan birkaç yetişkin erkeğin geleneksel Karadeniz başlığı “kukula” ve Laz şalvarı “zipka” yerine Rus işçilerine özgü şapka, gömlek ve pantalonlar giydiği görülüyor. Son fotoğraf ise işlenmiş çayın, üzerinde “Rus çayı” yazan kutulara doldurulduğu bir depoya ait. Netice de Gorsky’nin fotoğrafları çayın Karadeniz havzasındaki ilk ekim alanı olan Çakva’da Karadeniz Rumlarının çalıştığını, bölgemizdeki aile ve akrabalarıyla ilişkilerini koparmamış çayı Karadeniz’e bu dönemde getirmiş ve ekmiş olabileceği söylentilerine maddi birer delil olurken, birkaç on yıl sonra Cumhuriyet döneminde bölgede ziraatine başlanan bitkiye bölge halkının pek de yabancı olmadığını göstermektedir. Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu döneminde geçimlerini Rusya’da inşaatçılık, fırıncılık ve benzeri işler yaparak sağlayan Karadenizlilere, I. Dünya Savaşı ve ardından gerçekleşen Ekim 1917 Bolşevik devriminin ardından Sovyet kapısı kapanmasıyla Karadeniz bölgesinde ciddi ekonomik ve sosyal buhran yaşanmıştır. Yeni kurulan Cumhuriyet yönetimi sorunu çözmek amacıyla 6 Şubat 1924 tarihinde TBMM 'de çıkarılan 407 sayılı kanunla Rize ili ve Borçka kazasında çay tarımını teşvik ederek bölgede istihdam ve gelir kaynağı yaratmaya çalışmıştır. 1924 yılında Ziraat Vekâleti Batum’dan getirdiği tohumlarla ilk Rize’de bir çay fidanlığı kurmuş ve 1925–1935 yılları arasında 450 bine yakın fidan dağıtarak endüstriyel çay ziraatinin başlamasını sağlamıştır. Hükümetin teşvik ve çabalarına karşın bölge halkı başlangıçta çayı kurtarıcı olarak görmemiş “lazut” adını verdiği temel besin kaynağı olan mısır ekimine devam etmiştir ki 1935 yılında bir araştırma gezisi için bölgeyi ziyaret eden M. Gökgöl’ün izlenimlerine göre Rize Vekaletininin fidanlığında 5 dönüm, Pazar kazasında 5 dönüm, Hopa’da 5 dönüm, Sürmene’de 5-6 dönüm fidanlık bulunmakta, çayın toplam ekim alanı 20 dönümü ancak bulmaktadır. Çay üretimi ancak 1950’li yıllarda Demokrat Parti zamanında sistemli bir devlet politikasıyka desteklenecek ve 5684, 6133 ve 6757 sayılı kanunlarla çay üretimi teşvik edilerek plantasyon miktarı arttırılacaktır.
1- Tekel Genel Müdürlüğünce yürütülen çay yetiştirme, alım, işleme ve satış işlemleri sektörün gelişip büyümesi üzerine; 440 sayılı “İktisadi Devlet Teşekkülleri, Müesseseleri ve İştirakleri Hakkında Kanun”a dayanılarak 06.12.1971 tarih ve 1497 Sayılı “Çay Kurumu Kanunu” çıkarılmıştır. (18.12.1971 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.) Bu kanun ile Çay Kurumu tüzel kişiliğe haiz, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesi ile sınırlı bir İktisadi Devlet Teşekkülü(İDT) olarak kurulmuştur. İlgili olduğu Bakanlık Gümrük ve Tekel Bakanlığıdır. Bu kanun ile Tekel’e verilen tüm yetkiler, tarım, üretim ve pazarlama dahil tüm faaliyetler Çay Kurumu Genel Müdürlüğüne devredilmiştir. 01.03.1973 tarihinden itibaren Çay Kurumu Genel Müdürlüğü adı altında faaliyete geçmiştir. Bu kanunun geçici 4. maddesi ile kanunun yürürlüğe girmesinden önce Tarım Bakanlığında kayıtlı olan çay bahçelerine bu kurumca hazırlanan ruhsatlar verildi. Bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce kayıt dışı olan çay bahçelerine de tesisi kredisi verilmemek kaydıyla ruhsatname verildi. Bu madde ile 100.000 dekar olduğu tahmin edilen ruhsatsız alanlara da ruhsat verilmek kaydı ile toplam çaylık alan 400.000 dekara ulaşmıştır.
2- 1983 yılında çıkarılan 2929 sayılı kanuna dayanılarak 10.10.1983 tarih ve 112 sayılı KHK ile Çay İşletmeleri Genel Müdürlüğü(Çay-Kur) adında tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sermayesi ile sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu(KİK) olmuştur.(28.10.1983 tarih ve 18205 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.) Bu kanun 233 sayılı KHK ile tadil edilmiştir.( 14.12.1983 tarih ve 18435 Mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
3- 18.12.1983 tarih ve 178 sayılı KHK ile kurulan Maliye ve Gümrük Bakanlığının Bağlı ve İlgili Kuruluşlar Dairesi Başkanlığının ilgili kuruluşu olmuştur.
4- 1984 yılına kadar devlet tekeli altında sürdürülen çay işletmeciliği 04.12.1984 tarih ve 3092 sayılı “Çay Kanunu” ile serbest bırakılmıştır. Kanunun 1. maddesinde; gerçek ve tüzel kişilerin yaş çay işleme ve paketleme fabrikaları kurup işletebilecekleri, ihtiyaçları olan yaş çay yaprağını doğrudan üreticilerden satın alabilecekleri belirtilmiştir. Aynı kanunun 3. maddesiyle de 3788, 4223 ve 6133 sayılı Kanunların çayla ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılmıştır.
5- Maliye Bakanlığının ilgili kuruluşu olarak faaliyet gösteren Çay-Kur Genel Müdürlüğü, 3046 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca Başbakanlığa ilgilendirilmiştir. İlgili olduğu Bakanlığın değiştirilmesi ile ilgili karar Resmi Gazetenin 14.10.1993 tarih ve 21728 sayılı nüshasında yayımlanmıştır.
6- Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 35. maddesine göre Kuruluşumuz İktisadi Devlet Teşekkülü(İDT) olmuştur.(27.11.1994 tarih ve 22124 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
7- Teşekkülümüz 3046 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca 12.01.1999 tarihinde Sanayi ve Ticaret Bakanlığının ilgili kuruluşu olmuştur.(13.01.1999 tarih ve 23582 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
8- Teşekkülümüz 3046 sayılı Kanunun 4. maddesi uyarınca 28.05.1999 tarihinde Başbakanlığının ilgili kuruluşu olmuştur.(28.05.1999 tarih ve 23708 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
9- Teşekkülümüz 3046 sayılı Yasanın 4060 sayılı Yasayla değişik 4. ve 3313 sayılı Yasayla değişik 10. maddeleri uyarınca 26 Kasım 2002 tarihinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ilgili kuruluşu olmuştur.(27.11.2002 tarih ve 24949 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
- Çay, nem ve harici kokulardan etkilenmeyecek şekilde kapalı ambalajda muhafaza edilmeli.
- Demlemede kireçsiz su ve porselen demlik tercih edilmeli.
- Temiz demlik içine beher bardak için bir çay kaşığı dolusu çay konularak ılık su ile yıkanmalı.
- Demliğe, çaydanlıkta kaynamakta olan sudan konulmalı.
- Çaydanlıkta kaynar suyun ateşi kısılarak demlik çaydanlığın üzerine oturtulmalı ve dem kaynatılmamalı.
- Çayın demlenme süresi 10-15 dakika olmalı ve demlenen çay yarım saat içinde içilmelidir
Archives of Dermatology Amerikalı araştırmacılar, yeşil çayın, meme ve prostat kanseri gibi cilt kanserini de önlediğini açıkladı. Case Western Üniversitesinde fareler üzerinde yapılan araştırmalarda, yeşil çayın içinde bulunan "poliphenols" adındaki maddenin, cilt kanserini önlediği tespit edildi. "Poliphenols"un, kanser tümörleri etrafında tümörleri besleyen kılcal damarların oluşmasını önleyen ve kanser hücrelerini öldüren madde olduğu, daha önce yapılan araştırmalarda belirlenmişti. Yeşil çayın günde dört bardak içilmesinin bazı kanser türlerinin oluşmasını önleyebildiğini kaydeden araştırmacılar, yeşil çayın cilde sürülmesi ile de, cilt kanserine karşı koruyucu bir tabakanın oluşturulabildiğini belirttiler. Farelerde yapılan araştırmalarda, cilde sürülen yeşil çayın, ultraviyole ışınlarının etkisini azaltarak ciltte aşırı yanma ve su kabarcıkları oluşmasını önlediği belirlendi. Araştırmacı Santosh Katiyar, yeşil çayın kanser hastaları için "tedavi yöntemi olmadığını fakat sağlıklı insanların kullanması ile kanser riskini önlediğini" belirtti. Araştırmacılar, yeşil çayın bir-iki günde etkisini göstermediğini, insanların yeşil çay içmeyi alışkanlık haline getirmeleriyle yaşam boyu faydasını görebileceklerini kaydediyorlar ve ciltlerine yeşil çay süren insanların yine de uzun zaman güneş altında kalmaktan sakınmaları gerektiğini, cilt kanserini önlemenin en iyi yolunun, ultraviyole ışınlarının etkisinden korunmak olduğuna dikkat çekiyorlar.
Kaynak:Ziraat odas
Karadeniz Bölgesi’nde çay ekiminin başlangıç tarihine ışık tutacak 100 yıllık fotoğraflar ortaya çıktı. İSTANBUL - MÖ 2700 yılında Çin’de varlığı bilinen ve asırlarca tıbbi amaçlarla kullanılan çay bitkisi, MS 3. yüzyıldan itibaren günlük içecek olarak kullanılmış, 1824 yılında Burma ve Assam, 1826’da İngilizler tarafından Seylan’da geniş çaplı üretimine başlanmıştı. 1610 yılından itibaren Hollanda Doğu Hindistan Şirketi (The Dutch East India Company) tarafından Çin’den Avrupa’ya, 1669 yılında İngiliz Doğu Hindistan Şirketi (English East India Company) tarafından Londra’ya taşınmaya başlayan bitkinin ekim alanı, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Gürcistan, Sumatra, İran’a, hatta çayın anavatanı olan Asya’nın dışında Afrika’da Malawi, Uganda, Kenya, Kongo, Tanzanya, Mozambik, Güney Amerika’da Arjantin, Brezilya, Peru ve Avustralya’da Queensland civarına dek yayılmıştı. Bilindiği gibi Doğu Karadeniz bölgesinde çay ekim alanları Trabzon’un Araklı ilçesinden başlayarak doğu sınırındaki Sarp köyüne, oradan Gürcistan içlerine kadar uzanarak devam etmekteyse de çay bitkisinin bölgeye ilk olarak hangi dönemde ve kimler tarafından getirildiğine dair bilinenler söylencelerden ibaretti. 1. Dünya savaşı öncesinde Batum ve kuzeyinde yeralan Çakva taraflarında çalışmış Karadenizli köylülerin memleketlerine dönerken bu bitkinin tohumlarını beraberinde getirerek bahçesinde yetiştirmiş olabileceğini Karadeniz Ansiklopedisinde ilgili makalemde belirtmiştim. Rus fotoğraf sanatının öncülerinden Sergey Prokudin Gorsky (1863-1944) tarafından 1. Dünya savaşı öncesinde muhtemelen 1905-1915 yılları arasında çekilen sanatçının Gorskii koleksiyonunda ve Amerika Birleşik Devletleri Kongre Kütüphanesi’nde sonradan renklendirilmiş kopyaları bulunan 3 fotoğraf, sözlü tarihin konusu olarak kalmaya mahkum kaldığı sanılan çay ekiminin başlangıcı tartışmasını aydınlatıyor. Fotoğrafların ikisinde Gürcülerin Berdzeni olarak adlandırdığı ve çoğu Gümüşhane-Trabzon göçmeni olan Karadenizli Rum kadınların yeni ekildiği belli olan çaylıklar arasında çalıştığı anlaşılıyor. Karadenizli kadınlar, “fota” olarak da adlandırılan, bellerine doladıkları renk renk peştemalleri ve başlarında yeralan yazma ve keşanlarıyla o dönem Gürcistan’ında yaşayan Gürcü, Abhaz, Megrel, Türkmen, Ermeni, Yahudi ve Rus kadınlarından kolayca ayırt edilebiliyorlar. Geleneksel giyimlerine sadık kalan kadınların aksine çocuklarının ve sırtında sepet taşıyan birkaç yetişkin erkeğin geleneksel Karadeniz başlığı “kukula” ve Laz şalvarı “zipka” yerine Rus işçilerine özgü şapka, gömlek ve pantalonlar giydiği görülüyor. Son fotoğraf ise işlenmiş çayın, üzerinde “Rus çayı” yazan kutulara doldurulduğu bir depoya ait. Netice de Gorsky’nin fotoğrafları çayın Karadeniz havzasındaki ilk ekim alanı olan Çakva’da Karadeniz Rumlarının çalıştığını, bölgemizdeki aile ve akrabalarıyla ilişkilerini koparmamış çayı Karadeniz’e bu dönemde getirmiş ve ekmiş olabileceği söylentilerine maddi birer delil olurken, birkaç on yıl sonra Cumhuriyet döneminde bölgede ziraatine başlanan bitkiye bölge halkının pek de yabancı olmadığını göstermektedir. Bilindiği gibi Osmanlı İmparatorluğu döneminde geçimlerini Rusya’da inşaatçılık, fırıncılık ve benzeri işler yaparak sağlayan Karadenizlilere, I. Dünya Savaşı ve ardından gerçekleşen Ekim 1917 Bolşevik devriminin ardından Sovyet kapısı kapanmasıyla Karadeniz bölgesinde ciddi ekonomik ve sosyal buhran yaşanmıştır. Yeni kurulan Cumhuriyet yönetimi sorunu çözmek amacıyla 6 Şubat 1924 tarihinde TBMM 'de çıkarılan 407 sayılı kanunla Rize ili ve Borçka kazasında çay tarımını teşvik ederek bölgede istihdam ve gelir kaynağı yaratmaya çalışmıştır. 1924 yılında Ziraat Vekâleti Batum’dan getirdiği tohumlarla ilk Rize’de bir çay fidanlığı kurmuş ve 1925–1935 yılları arasında 450 bine yakın fidan dağıtarak endüstriyel çay ziraatinin başlamasını sağlamıştır. Hükümetin teşvik ve çabalarına karşın bölge halkı başlangıçta çayı kurtarıcı olarak görmemiş “lazut” adını verdiği temel besin kaynağı olan mısır ekimine devam etmiştir ki 1935 yılında bir araştırma gezisi için bölgeyi ziyaret eden M. Gökgöl’ün izlenimlerine göre Rize Vekaletininin fidanlığında 5 dönüm, Pazar kazasında 5 dönüm, Hopa’da 5 dönüm, Sürmene’de 5-6 dönüm fidanlık bulunmakta, çayın toplam ekim alanı 20 dönümü ancak bulmaktadır. Çay üretimi ancak 1950’li yıllarda Demokrat Parti zamanında sistemli bir devlet politikasıyka desteklenecek ve 5684, 6133 ve 6757 sayılı kanunlarla çay üretimi teşvik edilerek plantasyon miktarı arttırılacaktır.
27 Haziran 2025 Cuma
Köyden Yetişenler
RİZE TAŞPINAR KÖYÜ
Köyümüzden yetişmiş yüksek makamlara gelmiş arkadaşlar ın bilgilerini bu sayfada görmek istiyoruz.Bilmediğimiz arkadaşlar var.Bir resim ve bilgilerini bize gönderirseler seve seve sayfaya ekleriz.Bazı tenkitleri yapan arkadaşlarımız,haklıdır,tenkitler olmazssa doğruyuda bulamayız, fakat tenkit yerine bildiği kişileri bilgilendirerek bizimle iletişim kursalar daha mutlu olacağız.Bu site hepimizindir kimseye ayrıcalık yapmıyoruz.Herkes fikrini söyler de, yardımcı olur desteklerse istenilenler kendiliğinden yerine gelir.Sevgiler saygılarGençlik ve Spor İstanbul Il Müdürü Tamer Taşpınar, geleceğin yıldızlarına yatırım yaptıklarını söyleyerek, 8-16 yaş grubunu kapsayan futbol projesi başlattık.
23 branşta faaliyet gösteren spor kulübümüzde dünya ve Avrupa çapında sporcular yetiştiriyoruz. Spor merkezlerimizde çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan uzak tutarak, topluma sağlıklı nesiller yetiştirmek için büyük gayret sarfediyoruz. Spora yapılan yatırım gençliğe yapılan yatırımdır diye konuştu.
TAMER TASPINAR KiMDiR.. Tamer Taşpınar, aslen Rize'li. 1958 yılında Istanbul-Kasımpaşa'da dünyaya gelmiş, orta öğrenimini Sarıyerde yaptiktan sonra, Istanbul Atatürk Eğitim Enstitüsünden mezun olmuş.. 1971 yılında taekwondo sporuna başlamiş, siyah kuşak 6. Dana yükselmis, Türkiye şampiyonu olmuş. 1979 Stutgart Dünya Şampiyonasinda 7.lik elde etmiş.. Roma'daki 1982 Avrupa şampiyonasinda ise 5. olmus. Ve daha pek çok uluslararası derecelere imza atmiş. Daha sonra, Türk sporuna Taekwondo Milli Takım Antrenörü, ardindan Milli Takımlar Teknik Direktörü olarak hizmet verdi. Ayrica 5. kademe antrenörlük diplomasina sahip olarak pek çok sporcuya hocalık yaptı.. 1997de uluslararasiıhakemlik kokartını taktı. 10 yıl boyunca yürüttüğü Taekwondo Il Temsilciliği, döneminde, Taekwondo Federasyonu'nun Teknik ve Egitim Komitelerinde de başarılı çalışmalar yaptı. 1984'ten itibaren sırasıyla ,antrenörlük, şube müdürlüğü, ilçe müdürlüğü yapan Tamer Taşpınar, 2003'ün Mart ayından bu yana Istanbul Gençlik ve Spor Il Müdürlügü görevini yürütmektedir.
OSMAN TOPÇU İle ropörtaj: 10.10.1956 tarihinde Rize.Merkez.Taşpınar köyünde doğdum.Babam Bahattin.Annem Fatma Topçu'dur.İlk okulu Taşpınar köyü ilk okulunda,ortaokulu İstanbul Kasımpaşa ,Karma Ortaokulunda ,liseyi Kasımpaşa Lisesinde bitirdim.1979 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun oldum.İstanbul adliyesindeki hakimlik stajımın ardından 1982 şubat ayında Artvin Ardanuç Cumhuriyet Savısı olarak göreve başladım.1982 Ağustosunda askere ayrıldım.1982-1984 arası 18 ay Tank asteğmen olarak Ankara Etimesgut Zırhlı Birlikler Komutanlığında askerliğimi yaptım.Askerden sonra sırasıyla Kars-Digor,Mardin-Nusaybin,Kırklareli-Pehlivanköy,Samsun-Çarşamba,İstanbul-Fatih ve Beyoğlu Cumhuriyet Savcılıkları görevlerinden sonra 1986 yılında emekli oldum.Evliyim,iki oğlum var.Halen İstanbul'da serbest ceza Avukatlık görevine devam etmektedir.
Muhammet KATMER 1964 yılında Rize İli Gündoğdu Beldesi Taşpınar Köyünde doğdu. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı.1986 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinden mezun oldu ve aynı yıl Türk Telekom A.Ş.’de göreve başladı. Görevde iken 1986-1989 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesinde yüksek lisansını tamamladı. 1986-1988 yılları arasında Trabzon Telekom Müdürlüğü telefon şebekeleri ihale mühendisi, 1988-1990 yılları arasında aynı yerde arıza bakım ve işletme sorumlusu, 1990-1991 yılları arasında Rize Telekom Müdürü, 1991-1992 yılları arasında Trabzon Telekom Müdürlüğü arıza bakım ve işletme sorumlusu,1992-1999 tarihleri arasında Rize Yeşilçay Telekom Müdürü, 1999-2000 yılları arasında Ordu Telekom Müdürlüğü, 2000-2002 yılları arasında Rize Yeşilçay Telekom Müdürlüğü,2003 yılından itibaren Gaziantep İl Telekom yöneticisi olarak görev yaptı. 07.08.2009 tarihinde Türk Telekom A.Ş. Diyarbakır Bölge Müdürü olarak atanmıştır. İngiltere’de hat çoklayıcı sistemler, Japonya,’da fiber optik ölçü aleti eğitimleri almıştır.
Muhtarlık
***2024***
Mart 2024 yerel seçimlerde 165 oyla Muhtar olmuştur.
*** DAVUT USTA *** GSM. 0552 322 53 53
KÖYÜMÜZDE- 13 DEĞİŞİK SOY İSİM VARDIR.
1-TAŞPINAR,
2-KATMER,
3-ALKAN,
4-TÜYSÜZ,
5-ALCAN,
6-KALKAVAN,
7-TOPÇU
,8-USTA,9
9TURGUT,
10-BAYHAN TOPÇU.
11- YAVAŞİ.
12-YILMAZ
.13-KÖSEOĞLU.
RİZE'NİN COĞRAFİ YAPISI
Doğu’da Artvin, Güneyde Erzurum ve Bayburt, Batı’da Trabzon ve Kuzeyde Karadeniz ile sınırlı olan Rize, çok engebeli bir arazi yapısına sahiptir. Deniz kenarlarındaki dar vadi ağızları dışında hemen hemen hiç düzlük yoktur.
Yüksek rakımlı tepeler arasındaki en yüksek nokta olan Kaçkar (3932 m) yaz-kış kar tutar. Kaçkar dağının doğal yapısı bir çok kış sporları yanında, tracking ve dağcılık için de uygun topoğrafya’ya sahiptir. Rize toprakları kuzey Anadolu kıyı dağlarının yüksek kesimlerinden doğarak Karadeniz’e dökülen irili ufaklı bir çok akarsu ile bölünür. En önemlileri Fındıklı deresi, Büyük dere , Pazar deresi, Karadere, İyi dere, Taşlıdere ve Fırtına deresidir. Bu dereler, çeşitli yerlerde şalelerle süslenir. Alabalık cinsinin eniyileri bu derelerde yetişir. Rize’deki göller, dağların yüksek kesimlerinde buzulların aşındırması neticesinde oluşmuş buzul göllerdir. Bu göller, Çamlıhemşin ve İkizdere’nin sahip olduğu doğa harikalarıdır.
Rize’de kışlar ve yazlar ılık geçer. Yıllık sıcaklık ortalaması 14 C civarındadır. Bölge yıllık 2300 mm yağış ile Türkiye’nin en çok yağış alan yeridir.
Ormanlarda ağaç türü olarak, en çok kayın, meşe, kestane, ıhlamur, ladin, kızılağaç ve orman gülü; Yabani hayvan olarak da; kurt, ayı ,yaban domuzu , karaca, çatal boynuzlu dağ keçisi , huş tavuğu ve kuşlar bulunur.
Komik Fıkralar
AVCI TEMEL
Avcı Temel Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel'in önderliginde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, tavşan deliği!" Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar. ...Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına. Temel: - "Yatın yere, tilki deliği!" Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar. Onu da vururlar. Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, ayı ini!" - Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler.
Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel'e bakar. Temel: - "Uşaklar ne çıkacagını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!" Ertesi gün gazetelerde: - "Dört avcı tren altında can verdi..."
CENNETUN ANAHTARİ
CENNETUN ANAHTARİ
Otobüs Şöförü Hidayet ölünce cennetin kapisinda kuyruga girer. Hemen onunde bekleyen adam pederdir. Kapida bir melek beklemektedir. Melek pedere sorar: - Hic gunahin var mi peder ? - Aziz melek ben rahiptim. Tum hayatim boyunca hep tanrima dua ettim.... Karima ve cocuklarima sadik kaldim. insanlara ve hayvanlara hep yardim ettim .. Melek : -Cok iyi, bunlari biliyorduk zaten. Al sana cennetin gumus anahtari der.
Ve sonra Hidayet'e doner. -Senin hic gunahin var mi? Hidayet: - Ben de her zaman hayvanlara ve insanlara iyilik yapardim. Tanriya dua etmedim acikcasi, inancim da zayifti ve bir gunahim vardi.. Cok sert ve hizli otobus kullanirdim.. Melek Hidayet'e donerer ve bunu da biliyoruz..Cok iyi al sana cennetin altin anahtari..
Peder bu olaya cok sinirlenir: - Ben hayatimi tanriya adadim siz de gidip bu adami cennette benden ustun tutuyorsunuz, haksizlik degil mi ?!! Melek gulerek: -'Oglum sen vaaz verirken herkes uyuyordu ama Hidayet otobus kullanirken herkes dua ediyordu. Skor farkli yani
HAMİLE KADIN
HAMİLE KADIN
Küçük bir çocuk, hamile bir kadının karnına dokunarak:
-Ne var sizin karnınızda t...eyze,Kadın -Çocuğum var evladım, diye cevap verir. -Sizin çocuğunuz mu?...
-Evet-Onu seviyor musunuz? -Evet-Çok mu seviyorsunuz? -Evet evladım. -Öyleyse neden yediniz? :D:D
LASTİK
LASTİK
Olay İzmir'de Bir Belediye Otobüsünde Gelişiyor.Yaşlı Bir Amca Elinde Bastonuyla... Kalabalık Bir Otobüse Biniyor, Oturacak Yer Yok.. Bastonunu Yere Vura Vura Orta Sıralara Doğru İlerliyor, taaa Arkaya Kadar Gidiyor Ama Kimsede Tın Yok...Baston Tıklamasından Rahatsız Olan Gencin Biri Yuksek Sesle Bağırıyor Amcaya; ''dede,... Su Bastonunun Altına Keşke Lastik Taksaydın Bu Kadar Ses Cikmaz, Biz De Rahat Ederdik'' ..Butun Gözler Gence Dikilirken Yaslı Adam İstifini Bozmadan Otobüsü Kahkahaya Boğacak Bomba Cümleyi Patlatıyor:''17-18 Sene Evvel O Lastiği Baban Taksaydı Şimdi Bizde Rahat Ederdik !!
SÜVEYŞ KANALI
SÜVEYŞ KANALI
Mısır hükümeti süveyş kanalına bir tünel ihalesi açmış ve firmalardan teklifler alınmış Rus firması,"iki taraftan kazıya başlarız tam ortada birleştiririz arada 100 cm seviye farkı oluşabilir".Amerikan firması,"iki taraftan kazıya başlarız tam ortada birleştiririz arada 50 cm seviye farkı oluşabilir".Türk firması,"iki taraftan kazıya başlarız tam ortada birleştik , birleştik birleşemedik iki tane tüneliniz olur."
SİYAH BEYAZ KADIN
SİYAH BEYAZ KADIN
Temel ve dursun yaz tatillerinde Antarktika'ya gitmeye karar vermişler. Uzun bir yolculuktan sonra buzlar diyarına varmışlar. Bir rehber bulamadıklarından kendileri gezmişler uzun buz ovalarını. ertesi sabah bir rehberle anlaşarak kıtanın en güzel yerlerini rehber eşliğinde gezip merak ettiklerini soruyorlarmış. Bir ara Temel rehbere seslenerek - " Pardon burada hiç beyaz kadın var mı ? " diye sormuş, - Rehber "Tabiî ki var, buradaki kadınların yüzde doksanı beyazdır" demiş. - "Peki siyah kadın var mi?" - "Eh bir kaç tane var bu civarda" - "Pekİ siyah beyaz kadın var mı" rehber son derece şaşkın bir şekilde - "Tabiî ki hayır ben hiçbir yerde rastlamadım böyle kadına" Cevaptan hiç de hoşnut kalmayan Temel Dursun'a dönerek - " Ula dursun yoksa dün akşamkiler penguen miydi?".
TEMEL'İN VASİYETİ
TEMEL'İN VASİYETİ
Yolculuktan dönen Idris, kahvede oturanlara sordu : - Yahu pizum Temel nasil öldi? - Kalpten cittu, dediler. - Vasiyetu filan var miydu? - Var idu. "Beni denize gömün" demis idu. - Cömdünüz mü? - Cömdük amma, mezarinu kazarken çok kayip verduk...
ŞÜKRET
ŞÜKRET
Bir uzun boylu ile kısa boylu arasında: Kısa boylu:Birader halimi sorma,gırtlağıma kadar borç içindeyim. Uzun boylu:Aman kardeşim,şükretki boyun kısa.Ya benim gibi uzun boylu olsaydın ne yapardın.
İtalya gezisinden dönen temele sormuşlar: -Romayı beğendinmi? -Baştanbaşa harabe.Hiçbir şeye benzemiyor. -Ya venedik? -Orada da şansım yokmuş.Ben gittiğim zaman su baskınına uğramıştı.
RİZE TÜRKİYE'DEN BÜYÜK OLURDU
RİZE TÜRKİYE'DEN BÜYÜK OLURDU
İşim gereği Çin'in başkenti Pekin'e gitmiştim.Çin'li iş adamları Pekin i gezdirdikten sonra beni Çin in bir köyüne götürdüler.Aa o da ne bir baktımki köyün ekmek fırınını işleten Rizeli hemşehrim değilmi?Ula burda ne işin var da dedim,o da bana Rizeliler dünyanın her yerinde var dedi.Peki Rize küçük bir il olmasına rağmen nasıl oluyorda dünyanın her yerinde olabiliyorsunuz.Ula hemşehrim piz Rize yi ütülesek varya Türki yeden büyük olur.
TEMEL İLE EGELİ EFE'NİN OYUN YARIŞMASI
TEMEL İLE EGELİ EFE'NİN OYUN YARIŞMASI
Bir gün ege li efe Temel'e derki gel seninle yörelerimizin oyunları ile ilgili yarışalım.Önce Temel Karadeniz'e özgü o güzel horonu oynar,sırası gelince ege li efe de ağır adımlarla oynar ve oyununu bitirir.Temel Efe nin ağır ağır oynamasına sinirlenir ve efe ye derki efe efe bu kadar düşündükten sonra bu oyunu ninem bile oynar.
İSLAK TEMEL
İSLAK TEMEL
Temel her baliğa gittiginde islak dönüyormuş, babasinin dikkatini cekmiş ve sormuş ula Temel sen paluktan hep islak doneyirsun nedendur daa.Temel cevap vermiş babacuğum ben paluğa çikinca sigara içeyurum, baba e oğlum bunun islaklikla ne ilcusu var demiş. Temel babacuğum sigara bitunce denize atayirum sonsun diyede ustune basayirum onun için islaniyurum da.
AZRAİLİM DEMİŞ
Adamın biri yolda otostop yapıyormuş ve bir araba durmuş arabasına adamı almış hemşerim nereye gidiyon demiş adam da ben azrailim .öbür adam hadi canım ne azraili demiş.sen neden bana inanmıyorsun ki sen hiç azrail gördün mü yook demiş şöförde bak 200 metre ileride bir adam daha binecek ve gerçekten bir adamdaha binmiş şöför ön tarafa binen adama demişki arkadaki adam ben azrailim diyoradamda arkaya dönmüş demişki arkadaşım arkada adam falan yok demiş azrailim diyen adam demişki bak herkese görünmem arabayı sağa çek abdesini al ve Allah'a dua et iki rekat da namz kıl adam arabayı kenra çekmiş abdes almış iki rekat namaz kılarken o iki kişi arabanın azraili olmuş ve arabayı alıp kaçmışlar.
TEMEL'LE YUNAN ASKERİ
TEMEL'LE YUNAN ASKERİ
Temel askerligini yunan sınırında yapıyormuş. Temel'in canı çok sıkılıyormuş. Yunan'a bir ıslık çalmış elleriyle "Havacı mısın?" işareti yapmış,Yunan aldırmamış. Bir ıslık çalmış elleriyle "Karacı mısın?" işareti yapmış, Yunan aldırmamış. Bir ıslık daha çalmış "Denizci misin?" anlamında yüzme işareti yapmış, yunan aldırmamış. Bir ıslık daha çalmış. El haraketi yaparak "Topçu musun?" demiş, yunan aldırmamış. Bir ıslık daha çalmış "Gözcü müsün?" anlamında dürbün işareti yapmış, yunan aldırmamış. Nöbetler degişmiş sıra yine Temel'le Yunan'a gelmiş. Yunan'a hadi sınıra git demişler yunan da: - "Ben oraya gitmem. Orada bir deli türk askeri var, bana hava kararınca yüzerek gelip sana bir koyacam gözlerin fırlayacak diyor.."
Ömrünü hovardalıkla geçiren bir adam evlenir.Bir gün samimi arkadaşıyla sohbet ederken arkadaşı kendisine;
Artık evlendin barklandın ,cahillikten vaz geçeceksin,değilmi? deyince;
Adam inşaalah son cahilliğim bu olur diye cevap verdi.
EVLENME İLANI
EVLENME İLANI
Evlenmemiş yaşlı bir kız gazeteye söyle bir ilan verir;
Şu soğuk kış günlerinde yalnız yaşamaktan bıuktım,yuvamı ısıtacak kendime bir dost arıyorum.
Bu ilana ilk cevabı bir sobacıdan almış.
TEMEL TRAFİK POLİSİ
TEMEL TRAFİK POLİSİ
Habu bizim temeli londrada trafik polisi olarak işe alacaklarmış ama bir şartları varmış, ilk gördüğü araca ceza kesmesini istemişler derken karşıdan bisikletli biri gelir. Bizim Temel adamı durdurur ve aralarında bu konuşma geçer _sana caza keseceğim _nedenki ben şu ilerideki kilisenin papazıyım ! _ne olmuş papazsan? _ben din adamıyım benim bir omuzumda hz. isa bir omuzumdada hz. meryem var _ahaaaaa asıl şimdi cezayı hakettiniz der Temel _nedenmiş o der papaz _nedeni varmı bir bisiklete üç kişi binmişsiniz.
İlginç Bilgiler
İLGİNÇ BİLGİLER:
SOĞANIN YARAR VE ZARARLARI NELERDİR ? YARARLARI Soğan denilince ilk akla kuru fasulye,balık gelir.bu gıdalarla zevkle tüketiriz.bazılarımız ise kokusu yüzünden bu zevkli tüketimden mahrum kalır.soğan ağzımıza vermiş olduğu aromatik taddan dolayı bizlere yemek zevkini yaşatır. Soğan içinde bulundurduğu fosfor,iyot silis,a,b,c vitaminleri ve kükürt gibi maddelerle vücudumuz için tam bir doğal antibiyotiktir.bizleri bir çok hastalıktan korur.soğan ; romatizma ağrılarını azaltır. kan şekerini düşürmede yardımcı olur. sık idrara çıkartarak vücuttaki ödemin atılmasını sağlar. prostata karşı kalkan görevi görür tüm kanserlere karşı vücudu korumakta yardımcı olur. zayıflamaya neden olan bağırsak kurtlarını düşürmekte yardımcı olur. kanı temizler. bağırsak ve karaciğeri temizler. kış hastalıklarından korur. çok yağlı yemeklerle yenilirse çok alınan yağın etkisini azaltır. iştahı açar sindirim sistemini düzeltir. ...vb...bir çok yararı vardır.
KURU TEMİZLEME NASIL YAPILIR ?
İNSAN KORKUNCA NEDEN DİŞLERİNİ BİRBİRİNE VURUR?
DOLUNAY İNSAN DAVRANIŞLARINI ETKİLERMİ?
NİÇİN GÖZYAŞI DÖKERİZ?
EVLERİMİZDEKİ SİNEKLER KIŞIN NEREYE GİDER?
YAPISTIRICILAR NASİL YAPIŞTIRIYOR?
1 NİSAN ŞAKASININ KÖKENİ NEDİR?
İNSANLAR NEDEN İÇKİ KADEHLERİNİ TOKUŞTURURLAR?
ÇİNLİLER YİYECEKLERİNİ NİÇİN ÇUBUKLA YERLER?
DÜNYANIN EN ÇOK SÖYLENEN ŞARKISI HANGİSİDİR?
MEZARA NİÇİN ÇİÇEK KONUR?
İNSANLAR SAATLERİNİ NEDEN SOL KOLLARINA TAKARLAR?
SATRANÇTA NİÇİN ŞAH O KADAR PASİFTİR?
BİR HAFTA NİÇİN YEDİ GÜNDÜR?
NİÇİN OTELLERİN KAPILARI DÖNER KAPIDIR?
BARDAKTAKİ BUZLAR NİÇİN BİRBİRLERİNE YAPIŞIR?
CEP TELEFONU ALIRKEN DİKKAT !
EZAN ÇİÇEĞİ;
Gökyüzü Neden Mavidir?
Gökyüzünün mavi görünmesinin tek sebebi kırılma hadisesidir. Güneş ışınları atmosfere girdiğinde atmosferdeki gaz moleküllerine ve toz parçacıklarına çarparak saçılır. Gün ışığı değişik dalga boylu birçok ışından oluşur. En kısa dalga boylu mavi ışınlar atmosferin üst tabakalarındaki küçük parçacılar tarafından hemen saçılırlar. Fakat kırmız ışık (ki en büyük dalga boylu ışıktır!) saçılmak için daha büyük parçacıklara çarpmak zorundadır. Gökyüzü açık olduğunda, mavi ışık diğer ışıklara oranla en fazla saçılan ışıktır. Bu yüzden de gökyüzü mavi görünür. Mesela gökyüzü yoğun bulutlarla veya dumanla dolu olduğunda, tüm ışınlar nerede ise aynı oranda saçılır. Bu da gökyüzünün gri renkte görünmesine sebep olur.
CİVCİVLER NASIL RENKLENDİRİLİR ?
GIDA BOYASI
Civcivlerin renklendirme işlemleri kimyasallar kullanılarak yapılmaktadır.şimdiye kadar gördüğümüz bir yöntem vardır.fakat zamanlama önemli olduğu için bu civciv için çok önemlidir.bazı insanlar yumurtanın ilk kuluçka dönemlerinde gıda boyasını ılık suyla karıştırarak yumurtaya enjekte ederler.bu olay sonucu büyük ihtimalle civciv yumurtadan çıktığı ilk 2-3 gün içerisinde hayatını kaybeder.bu olay civcivi alan çocuklar için olumsuz etki yaratabilir. Bazı insanlar ise civcivin yumurtadan çıkmasına 1-2 gün kala gıda boyasını ılık suyla yumurtaya enjekte ederek civcivin renklenmesini sağlarlar.bu işlem sonucu yumurtadan renkli civciv çıkar ve tüy dökme zamanına kadar renkli kalır.daha sonra ise normal tavuk haline gelir.fakat diğer normal tavuklar gibi sağlıklı olmaz.nedeni ise yapılan kimyasal işlemden dolayı bağışıklık sistemi zayıf kalmıştır ve normal tavuklara göre daha sağlıksızdır.
SOĞANIN YARAR VE ZARARLARI NELERDİR ? YARARLARI Soğan denilince ilk akla kuru fasulye,balık gelir.bu gıdalarla zevkle tüketiriz.bazılarımız ise kokusu yüzünden bu zevkli tüketimden mahrum kalır.soğan ağzımıza vermiş olduğu aromatik taddan dolayı bizlere yemek zevkini yaşatır. Soğan içinde bulundurduğu fosfor,iyot silis,a,b,c vitaminleri ve kükürt gibi maddelerle vücudumuz için tam bir doğal antibiyotiktir.bizleri bir çok hastalıktan korur.soğan ; romatizma ağrılarını azaltır. kan şekerini düşürmede yardımcı olur. sık idrara çıkartarak vücuttaki ödemin atılmasını sağlar. prostata karşı kalkan görevi görür tüm kanserlere karşı vücudu korumakta yardımcı olur. zayıflamaya neden olan bağırsak kurtlarını düşürmekte yardımcı olur. kanı temizler. bağırsak ve karaciğeri temizler. kış hastalıklarından korur. çok yağlı yemeklerle yenilirse çok alınan yağın etkisini azaltır. iştahı açar sindirim sistemini düzeltir. ...vb...bir çok yararı vardır.
ZARARLARI
Büyük bir zevkle yediğimiz soğan bazen bizlere kötü sonuçlar almamıza sebep olabiliyor.örnek vermek gerekirse kilolu olan ve diyet yapan kişiler soğanı çok tüketirlerse iştah açıcı özelliğinden dolayı diyetlerinde olumsuz sonuçlar alabilir.bazı insanlarda ise soğan zarı midede ağrı yapabilmektedir.bunların dışında zararlı etkileri görülmemiştir.
KURU TEMİZLEME NASIL YAPILIR ?
KİRLERİN DÜŞMANI
Giysilerimizi evde su ve deterjan ile makinada yıkamaktayız. Bazı kirler ise bu işlemde çıkmamaktadır. Çıkartmak için bir daha yıkayabilmekteyiz. İşte bu sefer giysilerimiz yıpranmaktadır. Defalarca yıkanan ve ütülenen giysilerimiz her seferinde aşınıp yıpranmaktadır. Sonuçta ise eskimiş elbiseler ortaya çıkmaktadır. Kuru temizlemede ise su yerine petrol ürünü kullanılır. Giysiyi ne kadar yıkarsak yıkayalım ürün özelliğini korumaktadır. Çünkü su ve deterjan ile teması yoktur. Aslında giysi kuru değil yine bir çözelti ile makinada yıkanmaktadır. İşin içinde su olmadığından adına kuru temizleme denmiştir.
PERK MADDESİ
İlk kuru temizleme fransada joly belin tarafından bulunmuştur. Yağlı bir elbise üzerine yanlışlıkla gaz lambasının içindeki kerosen maddesi dökülmüş ve kuruduğunda lekenin çıktığı görülmüştür. 1840 yılında ilk kuru temizleme dükkanı pariste açılmıştır.o zamanlarda kullanılan gaz ve kerosen yerine şimdi ise perkloroetilen kullanılmaktadır. Kısaca perk denilmektedir.
İŞLEMİN YAPILIŞI
İşlem nasıl gerçekleşir? İlk başta kuru temizleme makinasına atılmadan önce kir üzerine leke çıkarıcı madde dökülerek kir zayıflatılır. Daha sonra kuru temizleme makinasına atılır. Burada çözelti giysiye uygulanır. Bir süre çözelti kumaş üzerinde kalır. Daha sonra giysiye ısı uygulanarak çözeltinin kumaş üzerinden uçamsı sağlanır. Buharlaşan çözelti tekrar kullanılmak üzere başka bir yerde toplanır. Buharlaşan çözelti ile birlikte kirlerde yok olmuştur. Fakat kullanılan bu çözeltiler insan sağlığı için zarar teşkil etmektedir. Kullanılan perk maddesi çok toksik bir maddedir ve vücudumuz üzerinde baş ağrısı,mide bulantısı gibi etkileri vardır. Pek çok giysi türü kuru temizleme gerektirmez. Giysiler üzerindeki sadece kuru temizleme yapınız ibaresi üretici tarafından garanti adına geri almamak için ürünün normal yıkamayla bozulmaması içindir.çünkü kuru temizlemede ürün ilk günkü gibi duracak ve bozulmayacaktır.
İNSAN KORKUNCA NEDEN DİŞLERİNİ BİRBİRİNE VURUR?
Bir insan büyük bir tehlike veya korku verici olayla karşılaşınca vücudu otomatikman savunmaya geçer. Diğer canlılarda olduğu gibi dişler ve çene savunmanın ana mekanizmalarıdır.İşte bu nedenle ilk insanlardan gelen kalıtımsal yapıdan dolayı önce çene ve dişler harekete geçer. Çenedeki kaslar titrer, bu da sanki dişler birbirine vuruyormuş gibi görüntü verir.
AKIL İLE ZAKA ARASINDA NE FARK VARDIR?
AKIL İLE ZAKA ARASINDA NE FARK VARDIR?
Akıl yalanla gerçeği, doğruile yanlışı ayırabilme, bir konuda düşünce yürütebilme ve görüş bildirme yeteneğidir. İnsan olgunlaştıkça aklı gelişir. Zeka ise bir olayı önce anlama, ilişkileri kavrama, yargılama ve açıklayarak çözme yataneğidir. Genel olarak 12 yaşına kadar gelişir, 20 yaşına kadar sürer sonra sabit kalır. Zeka bir insanın her türlü olay karşısında aynı yeteneği gösterebileceği anlamına gelmez. Bir besteci müzik yapıtını aklıyla değil zekasıyla yaratır. Fakat en basit matematik problemini çözemeyebilir. Sonuç olarak zeka, ruhsal olaylara, algı ve hafıza yeteneğine, tutkulara, eğilimlere göre farlılıklar gösterir. Akıl somut olarak ölçülemez, zeka IQ denilen testle ölçülebilir.
DOLUNAY İNSAN DAVRANIŞLARINI ETKİLERMİ?
İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Eskilerin Ay'ın dönemlerine bağladıkları boş bir inancın günümüze uzanan bir varsayımıdır. Bilim adamlarının yaptıkları bütün çalışmalar bu görüşün boş olduğunu kanıtlamıştır. Ay, dünyadaki okyanusların gel-git denilen suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzdaki suyun oranı , okyanuslardaki su miktarıyla kıyaslanamaz. Yani Ay'ın çekim gücü insanı etkileseydi yalnız dolunayda değil her gün olması gerekirdi. Dolunayda ayın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir. Çünkü gönderdiği ışık miktarı Güneş'in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır
NİÇİN GÖZYAŞI DÖKERİZ?
Dünyadaki canlılardan sadece insan ruhsal nedenlerle ağlar. İnsanı farklı kılan bu durum şüphesiz yaşam tarihindeki evrimin bir sonucudur. Aslında gözlerimize sürekli gözyaşı koruma amaçlı olarak salgılanmaktadır. Fakat ağlama ruhsal bir boşalmadır. Bu konuyu ilk inceleyer Darwin'dir. Daha sonra yapılan deneyler sonucu görüldü ki soğan doğrarken akan gözyaşlarının kimyasal yapıları farklıdır. Ruhsal gözyaşları daha çok protein içermektedir. Fakat henüz bu farkın nedeni açıklanamamıştır.
EVLERİMİZDEKİ SİNEKLER KIŞIN NEREYE GİDER?
Sineklerin her türü kışın ortadan kaybolur. Havaların ısınmasıyla birlikte ansızın ortaya çıkarlar. Sinekler ısıya karşı çok hassastır. Güneş bulutun arkasına girdiği zaman oluşan ısı düşmesinden etkilenirler. Kış günlerinde yaşama şansları yoktur. Ölmeden önce yumurtalarını toprağa veya kuytuya gömerler. Lavra ve yumurtalar soğuktan etkilenmez. Yaz sıcakları başlayınca yumurtalar çatlar ve yine sinekli günler başlar.
TÜKENMEZ KALEMİN DOLMAKALEMDEN NE FARKI VAR? Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.
DOKTORLAR NİÇİN DİZİMİZE ÇEKİÇLE VURUR? Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.
TÜKENMEZ KALEMİN DOLMAKALEMDEN NE FARKI VAR? Kalemin tarihi yazınınkinden de eskidir. İlk insanlar sivriltilmiş çakmak taşlarıyla duvar resimleri yapmıştır. Mürekkepli metal kalemler Romalılar tarafından biliniyordu. Tükenmez kalem adı ile bilinen bilye uçlu kalemin ilk modeli 1880 yılında yapılmıştır fakat rağbet görmemiştir. Uçakların gelişmesiyle gündeme tekrar gelir. Uçaklar 2-3bin metreye çıkınca hava basıncı oldukça azalır. Dolmakalem mürekkebi basınç nedeniyle dışarı akarak kağıdı ya da giysiyi lekeler. 2.Dünya Savaşı'nda askeri uçaklarda kullanılan tükenmez kalem sonradan yaygınlaşmıştır. Tükenmez kalemlerde mürekkep kağıda pirinç uçtaki yuvaya yerleştirilmiş minik bir bilye aracılığıyla aktarılır. Fakat dolmakalemin özelliği seçkin ve yazıyı kaliteli kılmasıdır.
DOKTORLAR NİÇİN DİZİMİZE ÇEKİÇLE VURUR? Bir sandalyeye rahatça oturup bacak bacak üstüne atarken doktor dizkapağının hemen altına, kası kemiğe bağlayan tedoma minik lastik bir çekiçle vurduğu zaman bacak ileri fırlar. Bu reflekste baldır kaslarındaki duyu sinirleri kasın genişlemesine tepki verir ve yeni sinir sinyalleri oluşturarak kaslara hafif bir basınç uygulandığını ve gerildiklerini omuriliğine iletirler. Omirilik ise bu basınca dayanabilmesi için kasların kasılması gerektiğini bildirir, bacak tekrar geri hareket eder. Refleks, beyin denetiminden geçmeksizin, yani beyin devrede olmadan doğrudan omuriliğin komutlarıyla gerçekleşmektedir. Diz kapağı refleksi omuriliğin işleyişi konusunda bilgi veren önemli bir tanı yöntemidir.
YAPISTIRICILAR NASİL YAPIŞTIRIYOR?
Yapıştırıcıların sağladığı yapışma olayı aslında kimyasal bir reaksiyondan başka bir şey değildir. Günümüzde imalatçılar yapıştırıcıları sentetik malzemeler kullanarak yaparlar. Yapışma olayında benzer veya ayrı malzemeden iki madde, bir de yapışkan gerekir. Burada en önemli görev yapıştırıcıdadır. Yapıştırıcının moleküllerinin diğer iki madde molekülleri ile birleşme eğilimi gösterir bir yapıda olması gerekmektedir.
1 NİSAN ŞAKASININ KÖKENİ NEDİR?
1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX Charles'in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine devam ettiler.1 Nisan'da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak nitelendirdiler.1 Nisan'a bütün aptalların günü adını verdiler. Bu günde diğerlerine sürpriz hediyeler verdiler, yapılmayacak partilere davet ettiler, gerçek olmayan haberler ürettiler. Yıllar sonra Ocak ayının yılın ilk ayı olmasına alışılınca, Fransızlar 1 Nisan gününü kendi kültürlerinin parçası görerek devam ettirdiler. Oradan da bütün dünyaya yayıldı.
İNSANLAR NEDEN İÇKİ KADEHLERİNİ TOKUŞTURURLAR?
Bu konuda iki ayrı açıklama vardır. 1) İnsanların beş duyusunu tatmin amacıyla şarap kadehini sofrada çın sesiye tokuşturmak. Şarabın rengi, görme; diliyle tat alma; burunla koklama;eliyle dokurma,ve çın sesiyle işitme. Şarap bütün duyguları tatmin eder anlamını taşır. 2)Antik çağlarda bir insanın düşmanını yemeğe davet edip,ona zehirli içki sunması doğal sayılıyordu. Ev sahibi içkinin zehirsiz olduğunu kanıtlamak için kendi içkisini havaya kaldırır ve misafirin içkisinden bir yudumun kendi kadehine dökülmesini isterdi. Sonra aynı anda içkilerini içerlerdi. Misafir böyle durumda ev sahibine güvenini göstermek için kadehini ev sahibinin yukarı kaldırdığı kadehe hafifçe vurur, çın sesiyle içkiyi denemeye gerek olmadığını gösterirdi.
ÇİNLİLER YİYECEKLERİNİ NİÇİN ÇUBUKLA YERLER?
Çinlilerin yemek yeme alışkanlıklarının yiyeceklerini çok küçük parçalar halinde yemelerinden çubuk kullandıkları anlaşılıyor.Çinde eskiden yalnızca zenginler masada otururlardı. Halkın çoğunluğu tabakları ellerinde yemek yerlerdi. Bir elleriyle tabaklarını tutar, öteki elleriyle çubuk kullanarak beslenirlerdi. Hızla artan nüfus yüzünden yiyecek sıkıntısı çeken çinliler önlerindeki yiyeceği küçük parçalar halinde çoğaltarak yiyorlardı. O zamanlar ağaç sıkıntısı nedeniyle de tahta kullanımı kısıtlıydı. Masa kullanımı bu yüzden çok zordu. Çubuklar fildişinden ve kemikten yapılırdı.
DÜNYANIN EN ÇOK SÖYLENEN ŞARKISI HANGİSİDİR?
Bu şarkı"Happy birthday to you" dur. Şarkının asıl kaynağı Amerika'lı iki kız kardeşe aittir. Orijinal adı " Good Morning to All" yani " hepinize günaydın"dır. Daha sonra güftesi değiştirilerek bütün dünyaya yayılmıştır. Fakat telif hakkı kardeşlere aittir, onlardan sonra da Warner/chappel müzik şirketine geçmiştir. Müzik ticari amaçlı kullanıldığı zaman şirkete ödeme yapma zorunluluğu vardır.
MEZARA NİÇİN ÇİÇEK KONUR?
İlk olarak Mısır Firavunu Tutamkamon'nun milattan önce 1346 da öldüğünde mezarının çiçekten tacçlarla kaplandığı saptanmıştır. Kuzey Avrupada ise M.Ö 2000 yıllara kadar mezara çiçek konduğu belirlenmiştir. O zamanlarda bu çiçeklerin amacı iyi ruhları çekme, kötaü ruhları kovma amacıylaydı. Sonradan ise asıl amaç cesetler çürürken çıkan kokuyu kamufle etme amacını taşır. Servi ağacı da bu nedenle mazarlıklarda kullanılır. Ağacın yaprakları rüzgarı önler, kendine özgü ferah kokusu vardır. Cenaze törenherinde siyah giyinmenin amacı da mezarlıklarda hayalletlerden sakınmak amacı taşımaktadır.
İNSANLAR SAATLERİNİ NEDEN SOL KOLLARINA TAKARLAR?
Özel bir durum veya farklı olma düşüncesi yoksa insanların çoğu saatlerini sol kola takar. Çünkü çoğunluk sağ elini kullanmaktadır ve bu kolun daha hareketli olması nedeniyle saatin bir yerlere çarpıp zarar görme olasılığı yüksektir. Zaten saatin kurma düğmesi 3 rakamının yanındadır. İnsanlar saati kurmak istedikleri zaman onu bilekten çıkarmadan sağ elle uzattıkları sol kollarındaki saati kurabilirler.
SATRANÇTA NİÇİN ŞAH O KADAR PASİFTİR?
Çünkü şah koruma altındadır. Zaten satrançta amaç şahı almaktır. O yüzden bütün taşlar onu korumakla görevlidir. Vezir ise başkumandan gibi şaha yardım eder. İleri geri, çapraz her yöne gidebilir. Batıda vezire Kraliçe adı verilmiştir. Bununla Kraliçe'nin Kralın en büyük desteği olduğunu işaret etmektir. Satranç 6. yüzyılda Hindular tarafından oynanmaya başlanmış, oradan dünyaya yayılmıştır.
BİR HAFTA NİÇİN YEDİ GÜNDÜR?
Babilliler 7 günlük haftayı zaman birimi olarak kullanıyorlardı. İlk çağlarda bilinen beş gezegen ile güneş ve ayın sayısı nın 7 oluşu bu sayıyı gizemli ve uğurlu kılıyordu. Daha sonra dinlerde göğün 7 kat oluşu ve doğadaki ana renk sayısının 7 oluşu, müzik notalarının 7 oluşu sayının önemini daha çok belirtti. Daha sonra Fransa takvim yapısını değiştirerek hafta sayısını 10 yaptı ama kabul görmedi. Rusya 5 günlük hafta uygulamasına geçti, o da tutulmadı. Sonunda yine hafta 7 gün olarak kaldı.
NİÇİN OTELLERİN KAPILARI DÖNER KAPIDIR?
Döner kapıların tek amacı enerji tasarrufudur. Büyük binaların içerleri devamlı olarak ısıtılır. Açılan normal kapıdan içeri soğuk hava rahatlıkla girer. Eğer normal kapı kullanılırsa hava değişimi nedeniyle klimalar veya motorlar yeniden çalışacaktır. Özellikle çok kişinin girip çıktığı otel veya benzeri binalarda enerji tasarrufu için döner kapı kullanılır. Döner kanatlar sıcak havanın dışarı çıkmasına, soğuk havanın da içeri girmesini engeller.
BARDAKTAKİ BUZLAR NİÇİN BİRBİRLERİNE YAPIŞIR?
Buzun erimesi için yalnızca sıcaklık değil basınç da önemlidir. Dağlardaki buzulların kayma nedeni de budur. Basınçla alt tabaka erir ve kayma oluşur. Bir kabın içinde ya da bir bardakta üstüste duran buzların herbiri altındakine değdiği noktada bir basınç oluşturur ve bu noktada çok küçük kısım erir.Buradan hareket eden su çok az yanda iki buz küpçüğünün birleştiği noktada tekrar donar. İki buz parçası kaynak yapılmışcasına birbirlerine yapışır ve orada bir daha erime olmaz.
CEP TELEFONU ALIRKEN DİKKAT !
Cep telefonunuzun hangi fabrikada uretildigini ve kalitesini, sagliginizi olumsuz etkileyip etkilemedigini ogrenmek istiyorsaniz;
*#06# yaziniz. Aninda telefonunuzun seri numarasi ekraninizda belirecektir. Bu 15 haneli bir sayidir. Yedinci ve sekizinci rakamlara bakiniz. Phone serial no. xxxxxx??xxxxxxx Eger yedinci ve sekizinci rakamlar 13 ise cep telefonunuz Azerbaycan 'da bir fabrikada uretilmistir. Verdiginiz paraya yazik olmus. (asiri kotu ve ayrica sagliginiza cok zararli) Eger yedinci ve sekizinci rakamlar 02 veya 20 ise demek sizin cep telefonunuz Birlesik Arap Emirligi'nde bir fabrikada uretilmis. (cok kotu ) Eger yedinci ve sekizinci rakamlar 08 veya 80 ise, telefonunuz Almanya'da bir fabrikada uretildi (iyi) Eger yedinci ve sekizinci rakamlar 01 veya 10 ise demek sizin cep telefonunuz Finlandiya'da bir fabrikada uretilmis (cok iyi ) Sayet yedici ve sekizinci rakamlar 00 ise demek sizin cep telefonunuz Orjinal fabrikasinda uretilmistir.( Harika. Tercih edilen)
EZAN ÇİÇEĞİ;
AKŞAM EZANI OKUNURKEN AÇMAYA BAŞLAR
Likapa ( Yaban Mersini )
L İ K A P A:
Likapa tıbbi bir bitki olarak bilinen (Yaban Mersini) Çocukluğumuz zamanında Rizede dağlarda bol bol yediğimiz bir meyvedir bu türlerinin anavatanı Doğu Karadeniz Bölgemizdir. Rize dağlarında 7. ay da olgunlaşan çok güzel birmeyvedir.Amerikan fidanı olarak aşılı yetiştirilip bahçelerde üretilmektedir.Kurutulmuşu çok faydalıdır .Reçeli kompostosu güzel olur.
Arılar
ARININ YAPTIĞI BAL MÜCİZESİ
Hele de kış günlerinde grıbe en çok faydalı olan balın hayatımızdaki yeri çok önemlidir. 99 derdin ilacı bal mücizesinden. Petek arının evidir. Usta bir el buraya girmiş adeta. Nitekim peteğin altıgen prizmadan kurulu olması bir geometrik seçimin göstergesi... Sanki ilahi bir güç tarafından bizden nasıl bir matematik denkleminin işlediğine dikkat kesilmemiz isteniyor. Aynı zamanda gizli bir el tarafından; bu akıl dolusu evden en iyi şekilde nasıl yararlanabilmek için tefekküre davette var. Öyle ki; Arı özel ses dalgaları sayesinde kovanını bulup, bütün gün çiçeklerden topladığı nektarları işleyerek insanlığa gıda olarak ikram ettiği gibi şifa da dağıtıyor. Tabiî ki tüm bu uğraşı kendisi için değil. Çünkü balın yüzde biri bile arı için fazla, geriye kalanı insana sunulmuş hem gıdalansın hem de şifalansın diye. Bu yüzden arıya teşekkür borçluyuz. Sadece arıya mı? Aslında arı emir almış görevini yapıyor. O halde emir sahibine sonsuz şükürler olsun. Kelimenin tam anlamıyla fikir, zikir ve şükür bal mucizesinde gizli, tabiî ki anlayana. Allahü Teala; ’’Rabbin bal arısına: dağlarda, ağaçlarda ve hazırlanmış kovanlarda yuva edin, sonra herçeşit üründen ye, sonrada Rabbinin işlemesi için gösterdiği yollardan yürü diye öğretti. Karınlarından insanlara şifa olan çeşitli renklerde bal çıkar. Düşünenler için ibret vardır ‘’ ayetiyle balın esrarını gözler önüne seriyor. Sözün özü; bizi bin bir türlü rızıklarla rızıklandıran Rabbül Âleme sonsuz hamdüsenalar olsun.
EİNSTEİN diyor ki: "Bir gün arı nesli yok olursa, insanın da 4 yıllık ömrü kalmış demektir." Bir arı kovanında 1 Kraliçe Arı ve ortalama 20.000 ile 60.000 arasında işçi arı vardır. Kraliçe Arı 5 yıl yaşıyor ve günde 2.500 yumurta bırakıyor. Bir arının 170 ayrı koku dedektörü vardır. Saniyede 200 kanat çırpışı yapıyor, ve saatte 25 km. yakın hızda uçabiliyor. Ömrü boyunca 800 km. Yol katediyor. Bir arı, bir polen uçuşunda 50 ile 100 çiçeğe konuyor. Bir günde 1500 çiçeğe dokunuyor. 450 gr. bal yapması için, 17.000 arının 10 milyon çiçek ziyareti yapması gerekiyor. Bir koloni arının, bir İlkbahar-yaz sezonunda yaptığı yol; Dünya ile Ay arasında 26 kez gidip/gelmeye eş değer. Yeryüzünde ki çiçek ve meyva tozlaşmasının (döllenmesinin) %80’ini böcekler sağlıyor. Bunun %85’ini de arılar. 170 bin bitki türü, arıların sağladığı tozlaşma ile varlığını sürdürüyor.
Besin ve ilaç olarak benzersiz üstün değerini ve kullanımını açıklayacağımız polenin insanlar tarafından herhangi bir alet,makina,vs. ile çiçeklerden alınması imkansız denilecek kadar zor olduğu için ,bizlere bu ürünü sunan arının yaşamını ,ürünleri olan polen,bal,arı sütü ve propolüsi de yapılan bilimsel araştırmalara göre tanıtmayı uygun gördük.Bu ürünleri besin veya ilaç amaçlı olarak kullanırken,ne olağan üstü işlemleden geçerek önümüze geldiğini bilmek bu ürünlere daha çok önem vermemize ve kullanmamıza neden olacaktır sanıyoruz. ___Bal arısı (Apismellefika) böcek sınıfının zar kanatlılar takımının arıgiller familyasında bir hayvandır.doğal barınaklarda veya insan eliyle yapılmış kovan denilen özel yuvalarda topluca yaşarlar.Toplum hayatları ve yaşamları içinde ayrı ayrı göreleri vardır.Bu görevleri onlara başka arılar öğretmezler.Arılar ,pek çok diğer arılar ve canlılar gibi yetenekleri ile birlikte doğarlar.Tanrı onlara içgüdü dediğimiz ir duygu vererek adeta proğramlamıştır. ___Arı topluluğunda dış görevler işçi arılarındır.İşçi arılar kısırdırlar ve üreme özellikleri yoktur. Kışın 5-6 ay yazın 40-50 gün yaşarlar.Arı kovanının tüm işlerini yaparlar.Çiçek tozu (Polen) toplar bal özü yiyip petek ve bal yapar,kraliçe arı ve lavralara bakıp besler ,kovanı temizler ve zehirli iğneleri ile kovanı ve kraliçeyi düşmanlarına karşı korurlar. ___Kovandan çıkan işçi arı günde yaklaşık 5 saat çiçekten çiçeğe konarak 4000-5000 defa bal özü emip polen toplar. ___Çiçeğe konan arı,çiçek ortasındaki balözü denilen tatlımsı sıvı nektarı hortumsu ağzı ile emer.Aynı çiçeğin başcık kısmında bulunan polen tozlarını da ön ayakları ile alıp buna bazı tutucu enzimler ekleyerek arka ayaklarında bulunan ve polen sepetçiği denilen çukura toplar.İki sepetçiğin ve ön midesinin dolması ile geldiği kovanına dönen arı,ön bal midesindeki balı genç işçilerin ağzına aktarır.Onlar da dilden dile geçirerek bal özü nektardaki suyun buharaşıp kaybolmasını sağlayıp ,önceden hazırladıkları boş peteklere doldururlar.Üzerini bal mumu kapağı ie kapatırlar.Bu sıvı artık bildiğimiz baldır.Poleni ise kraliçeyi beslemek ve arı sütü yapımında kullanmak üzere bazı petek gözlerine depolarlar._Erkek arılar ilkbahar da ortaya çıkar ve kraliçe arı ile çiftleştikten sonra kovandan atılırlar. ___Kraliçe arı kovanda tek bulunur.4-5 yıl yaşar bir defa çiftleşmeyle gün de 2-3 bin yumurta yumurtlamak suretiyle ömür boyu 1 milyondan fazla yumurta yumurtlayıp neslini devam ettirir. Kraliçe arı sürekli işçi arılar tarafından arı sütü ve polen karışımı ile beslenir.Arı sütü,işçi arılardan bakıcı olanların yutak altı bezlerinin ürettiği ,vitaminlerce zengin bir madde olup ,çiçek tozu polen ve ballarla karıştırılarak kraliçe arıya yedirilir.Kraliçe arının yumurtladığı özel gözenekler vardır. Yumurtalar 3 gün sonra çatlayarak açılırlar ve içinden gözsüz ve bacaksız kurtcuklar (lavralar) çıkar.Lavraların hepsi 3-4 gün hizmetçi arılar tarafından sadece arı sütü ile beslenirler.Hızla büyüyerek bu 3-4 günlük sürede doğuştaki ağırlıların 1000 misline çıkarlar.Bundan sonra ise arı sütü yerine poeln ile karıştırılmış bal yerler.Sadece bir kaç seçiliş lavra erkek arı olup döllenme yapacağı arı sütü ile beslenmeye devam edilirler.6 günde 1570 kere büyüyen lavra,altıncı günün sonunda koza devresine girerler.Bakıcı arılar koza gözeneklerinin ağzını balmumu bir kapak ile kapatırlar.12 günlük koza devresinden sonra ise kapağı yırtarak çıkan genç arılar hemen 40 günlük ömürleri boyunca yapacakları görevlere başlarlar.Bu düzen böyle devam eder gider.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
16 ŞUBAT * AĞAÇ DİKME ZAMANI 20 ŞUBAT * 1.CEMRE (HAVAYA )DÜŞMESİ 27 ŞUBAT *2. CEMRE ( SUYA ) DÜŞMESİ 5 MART * AĞAÇLARA SU YÜRÜMESİ 6...
-
MUHLAMA TARİFİ Malzemeler : 2 Su bardağı un 150 gr Tereyağı. 250 gr telli peynir. 1 Su bardağı süt ve su. 1 Çay kaşığı Tuz. Muhlama ...
-
Rize Taşpınar köyü sosyal olarak çay tarımı ve yeni yeni kivi yetiştirme işleriyle çalışmalar yapılır.Çay geliri de yeterli olmayışınd...
-
KUDRET NARININ FAYDALARI. Kudret narı salatalığa benzer üzeri tırtıllı bir meyvedir. Çiçekleri sarı olup turuncu , sarı renkli meyva v...
-
Rize Taşpınar Köyü Otobüsü Pekmezli Köyü ve Taşpınar köyü yolcularını ortak olarak taşımaktadır. 2026 ramazan ayı için ___________...
-
***2024*** Mart 2024 yerel seçimlerde 165 oyla Muhtar olmuştur. *** DAVUT USTA *** GSM. 0552 322 53 5 3 ...
-
HAYAL DEĞİL HAKİKAT Rize Adacami okulu başöğretmeni Hüseyin TAŞPINAR. Molla Ahmet oğlu Hüseyin Efendi1883-1978 Hüseyin Hüsnü TAŞPINAR (Mual...
-
BALIKLARIN HAYATI HAMSİ: Önceleri karadenizlilerin çok tükettiği hamsi balığı,şimdi ise her bölge insaninin tükettiği balığa dönüşerek...

Rize Ada Baş öğretmeni ..
Rize Muhlama tarifi...
Radyo53 Canlı yayın...
Otobüs sefer saatleri...
Rize de Çay geliri...
Tarım Hakkında bilgiler
Rize Tanıtım Video
Likapanın Önemi
Arıların Hayatı...

.gif)









.jpg)



































